| Herşey 1492'de Cenovalı kaşif ve denizci Kristof Kolomb'un Hindistan'a gitmek için yola çıkıp da, daha önce bilinmeyen bir yeni kıtaya, Amerika'ya yanlışlıkla gitmesiyle başladı. Evet, Kolomb, Amerika'ya yanlışlıkla gitmişti. Burada karaya ilk çıktığında, yeni bir kıtanın toprağına ayak bastığının farkında değildi. Kendisinin o anda Hindistan'da olduğunu sanmıştı. Bu yüzden burada karşılaştığı ve sonradan, tenlerinin rengi dolayısıyla "kızılderililer" olarak adlandırılan yerlileri karşısında gördüğünde onları da hintli olarak düşünmüş, ilk karşılaştığında bu kimselere bu yüzden "hintliler" diye hitap etmişti. İşte bugün Amerika'da halen "yerli" sözcüğü karşılığında "indian" sözcüğünün kullanılması ve Amerikan sözlüğünde bu şekilde yer alması da bu nedenden dolayıdır. Ancak Kristof Kolomb'un sonraki gezilerinde yanında bulunan İtalyan tüccar ve haritacı Americo Vespuci'nin burasının yeni bir kıta olduğunu fark etmesinden sonra, bu yeni kıtaya onun ismi verilmiş ve bundan sonra buraya "America" denmeye başlanmıştır. Başlangıçta ilginçliği nedeniyle tekrarlanan bu uzun yolculuklar, burasının keşfedilen yeni bir kıta olduğunun anlaşılmasından sonra ise daha başka bir anlam kazanmış, her defasında akın akın buraya yeni kimselerin gelmesine ve her yeni yolculuğun da bir başka ad altında yapılmasına yol açmıştır. Sonraları ise bu yeni kıtaya yapılan ve asıl amacı buranın fethedilmesi ve ele geçirilmesi olan yeni yolculuklar, buranın yerli halkının kendilerine karşı çıkışını engelleyebilmek için "Tanrı adına" diye adlandırılmaya başlanmıştır. Ama ne acı ki, önce yanlışlıkla gidilen ve sonra da "Tanrı adına" diye çıkılan bu yol, bu kıtanın yerli halkının, kızılderililerin, bir ulusun yok edilmesine kadar gidiyordu. Evet Kızılderililer! Kolomb'un günlüğünde söylediklerinin tersine, hani şu kovboy filmlerinde insan öldüren, kafa derisi yüzen çocukluğumuzun "vahşi" Kızılderililer'i. Ne var ki, bütün bu ziyaretlerin sonucu, onları "dünyanın en kadersiz ulusu" haline getirdi! | |